İşte Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar
İlginizi Çekebilir
Tarihi ve kültürel bağlarla kenetlendiğimiz gönül coğrafyalarımızda, küresel dayatmaların ve asimilasyon kuşatmasının altında, her türlü imkânsızlığa ve çileye rağmen şahsiyetini çiğnetmeyen tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kutlu çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten kıvanç duyuyorum. Samimi gayretlerimizin ve niyetlerimizin, Türk Asrı'nın ufkunda parlayan lider ülke Türkiye mefkûresini adım adım inşa etmesini temenni ediyorum.
"GÜÇ YARIŞLARININ DOZU HER GEÇEN GÜN ARTIYOR"
Değerli dava arkadaşlarım, dozu her geçen gün daha da artan sert güç yarışlarının, kaynağı asırlar öncesine uzanan çetin hesaplaşmaların, bugünü puslu ve yarını sisli bir dönemin içinden geçmekteyiz. Bugün yaşananları sadece günlük haber akışı olarak görmek, hakikatin kabuğunda oyalanmak olur. Çünkü Gazze'de dökülen mazlum kanı, Lübnan'da ateşkese rağmen yükselen kıyım dumanı, Hürmüz hattında uzun süredir küresel ekonomi ve enerji arzını esir alan gerilim, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs'ı da çepeçevre kuşatan ve Körfez'e ulaşan sinsi hesaplar ve Güney Kafkasya'da yeniden şekillenen siyasi denge aynı zincirin halkalarıdır. Bu karanlık tablonun bir yanında uluslararası düzeni kendi çıkarına göre eğip bükenlerin, hukukla adeta bir oyuncak misali eğlenenlerin düzeni vardır. Diğer yanında ise evladının kefenine sarılan anaların, yurdundan sürülen masumların, açlığa sığınan, bomba sesleriyle güne uyanan zavallı çocukların yüreklerimizi dağlayan çığlıkları vardır.
"CUMHURBAŞKANIMIZA PARMAK SALLAMAK, AKIL KARARGAHLARININ TESLİM BAYRAĞINI ÇEKMESİDİR"
1948'den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş, 1967'den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs'ün statüsü üzerinde pek çok tefrika denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır.7 Ekim sonrası İsrail yönetiminin izlediği yol, savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış, vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır. İsrail, günahsız sivilleri defalarca hedef alan, şehirleri harabeye çeviren, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. Bugün karşımızda bulunan, bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş, kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'a saldırmakta, söylem ve demeçleriyle dünya milletlerinin dört gözle beklediği ABD-İran mutabakatının karşısında durmakta, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs çerçevesinde taşkın hevesleri okşayan bir istikrarsızlık merkezi olmaya devam etmektedir. Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu'nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır. Başrolünde olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır. Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu'da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alması, Netanyahu'nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır. Gazze'de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria'da toprak gaspı sürerken, Lübnan'da tarihî ve kültürel doku bombalarla yerle bir olurken Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak, akıl karargâhlarının teslim bayrağını çekmesidir.