Theme editor

Yeni Ya Türkiye’ye saldırmak ya petrolden vazgeçmek! İsrail’in güçsüz yanı: 'İkinci vuruş yeteneği yok'

DuRuDuRu doğrulanmış üyedir.

Yönetici
Admin
Grafiker
Katılım
29 Şub 2024
Mesajlar
25,226
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Thread owner
69a44bb1a77c1ee03e7b9829.jpg

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 2025’in haziranında yaşananlar İran ve İsrail arasında 12 günlük bir savaştan fazlasıydı. İki ülke arasındaki gerilim 2026’nın şubatında yaşananlarla değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerindeki, “Komşumuz İran'a yönelik Netanyahu'nun kışkırtmalarıyla başlayan ABD-İsrail saldırılarından derin üzüntü ve endişe duyuyoruz. Her ne sebeple olursa olsun Körfez'deki kardeş ülkelerimize yönelik İran'ın füze ve drone saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz” kısmını daha da dikkat çekici hale getiriyordu. Çünkü ABD ve İran arasında gibi görünen savaşın, İsrail ile İran arasında olduğu anlaşılıyordu. İran’ın nükleer güce sahip olmasından çekinen İsrail, saldırgan tutumunu her fırsatta başka ülkeler üzerinde sürdürüyor ve çevresindekileri tehdit olmaktan çıkarmak için olduğunu iddia ettiği saldırganlığıyla başka ülkeler için tehdit oluyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna her fırsatta dikkat çekerek, İsrail’in saldırganlığının Türkiye üzerinde de emelleri olduğunu vurguladı. Ancak İsrail’in bugünlerde İran’a yaptığı saldırıların ardından gözünü Türkiye’ye dikip dikmeyeceğinin tartışma konusu olmasıyla bazı kritik noktalar öne çıkıyor. Türkiye’nin bir NATO ülkesi olması dışında, güçlü bir ticaret zincirine de ev sahipliği yapıyor olması İsrail için dengeleri tersine çevirebilirdi! Hatta bu durum, saldırgan tavırlarıyla işgalci politikalarını sürdüren İsrail için ‘en güçsüz yanlarından biri’ olabilirdi. Peki ama nasıl? Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şebnem Udum, tüm detaylarıyla Milliyet.com.tr’ye anlattı.

69a44bb1a77c1ee03e7b9827.jpg


TÜRKİYE’YE DOKUNMAK PETROLDEN VAZGEÇMEK DEMEK Mİ? İKİNCİ VURUŞ YETENEĞİ YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024’te ekim ayının başında yaptığı birkaç konuşmada “Son dönemde haddini bilmez bazı İsrailli siyasetçi müsveddelerinin ‘Büyük İsrail’ hezeyanını sık sık tekrarladığını görüyoruz. İsrail'in komşu ülkelerdeki işgallerini genişletme çabaları bu hedefin somut birer tezahürüdür. İsrailli yetkililerin adalet önünde hesap vermeleri için uluslararası hukuk mekanizmaları kullanılmalıdır. İsrail'in güçlü bir tepki ve yaptırımla muhatap olmadan kısa vadede durmayacağını, işgal ve istikrarsızlık politikalarına hız vereceğini biliyoruz. Bunu engelleyecek imkânlarımızın olduğunun farkındayız. Artık bazı alanlarda kendi kendine yeter seviyeye ulaşmamız şarttır. Bunların başında caydırıcı bir savunma sanayi ve kalkınma geliyor. ‘Vadedilmiş topraklar’ hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, tamamen dini bir fanatizm ile Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer, bizim vatan topraklarımız olacaktır” ifadelerine yer vermişti. Son günlerde de bazı yorumcuların 'İran’dan sonra sıra kimde?' sorusuna aradıkları yanıtlarda Türkiye ismi zikrediliyor. Bu konuda ABD Başkanı Donald Trump Nisan 2025’te, İsrail-Türkiye ilişkilerine dair mesaj vererek, Beyaz Saray’a gelen Netanyahu’ya “Türkiye ile bir problemin varsa, biz çözeriz. Herkesin makul olması lazım, senin de makul olman gerekiyor” demişti. Peki İsrail’in Türkiye’ye saldırmak konusunda geri adım atmasının sebebi ne? Doç. Dr. Şebnem Udum, petrol ve ‘ikinci vuruş’ stratejisine dikkat çekerek anlattı.

Alıntı Metni

69a44bb1a77c1ee03e7b9825.jpg


Doç. Dr. Şebnem Udum, ‘ikinci vuruş’ yeteneğiyle ilgili kritik bir noktaya daha değinerek, nükleer gücün bölgedeki rolüyle de ilgili değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Genel anlamda silah, savaşın sebebi değil, tehdit değerlendirmesinin sonucudur. Nükleer silahlar da her devletin elinde aynı anlamı taşımaz. Soğuk Savaş boyunca yaşanan gerginlikler ve tırmanan tansiyon ile gelinen noktada (Küba Füze Krizi), bu silahın ancak caydırıcı olması gerektiği anlaşılmıştır. Caydırıcılığın en önemli unsuru çatışan tarafların en az bir tane ortak noktası olması gerektiğidir. Bu siyasi kısmıdır. ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki istikrarlı nükleer caydırıcılığı sağlayan şey ise ‘ikinci vuruş yeteneğidir.’ Yani, baskın bir saldırıda bile toparlanıp düşmana karşılık verebilme yeteneği... Bunun için ya geniş topraklar ya da deniz alanında düşmana yakın bölgelerde bulunabilecek ve ikinci vuruş yeteneğine sahip savaş gemileri (veya denizaltı) olması gerekir. İsrail, kuruluşundan itibaren yaşadığı savaşlar nedeniyle caydırıcılığı elde edebilmek için nükleer silah edinmiş olsa da coğrafi şartları nedeniyle ‘ikinci vuruş’ yeteneği çok sınırlıdır.”

69a44bb1a77c1ee03e7b9823.jpg


NÜKLEER ÖNEMLİ BİR CAYDIRICI: ‘İSRAİL İÇİN YOK OLUŞ ANLAMINA GELİYOR’

Türkiye’nin zor durumda kalması halinde bazı ülkelerin destek verip vermeyeceğiyle ilgili pek çok tartışma ve söylem, geçmişte gündemi belirlemişti. Bunlar arasında en çok dikkat çeken ülkelerden biri de Pakistan’dı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 2022’de yaptığı bir açıklamada “Türkiye'nin düşmanı her zaman Pakistan'ın da düşmanıdır” demişti. Şerif, Pakistan'ın her zaman güçlü bir şekilde KKTC halkının davasını desteklediğini ve meşru isteklerine destek verdiğini ifade etmişti. Pakistan'ın, terörle mücadelesinde her zaman Türkiye'nin yanında olduğunun da altını çizen Şerif, "Türkiye'nin düşmanı aslında her zaman Pakistan'ın da düşmanıdır. Bunu söylüyoruz. (Türkiye'ye yönelik) Bu tehditlerin her zaman da karşısında olduk" diyerek sözlerini noktalamıştı. Ancak İran’da başlayan savaştan 2 gün önce, 26 Şubat günü Taliban yönetiminin sınır yakınlarındaki Pakistan karakollarına karşı büyük bir saldırı başlattığını duyurması sonrasında Pakistan da karşı saldırı yapmıştı. Türkiye’nin hemen sınır komşusu İran’ın dini lideri Hamaney’in öldürülmesinin ardından bu detay daha da dikkat çekici hale gelmişti. Çünkü Pakistan, askeri güç konusunda da Türkiye ile paylaşımcı bir tavır ortaya koyan ‘dost’ ülkeydi. Öyle ki nükleer silah deyince ortaya ‘caydırıcılık’ denen büyük bir güç de çıkıyordu. Doç. Dr. Şebnem Udum,“Savaş ve diplomasi siyasetin araçlarıdır. Biri güç kullanarak diğeri de gücün verdiği pozisyonla müzakere ederek bir siyasi amaca ulaşmak içindir. Bu siyasi amacın ne olduğu, ulaşılabilir olup olmadığı, neye dayandığı (hukuken) gibi sorular karar vericinin ilk cevap vermek zorunda olduğu sorulardır. Hem iç hem de dış kamuoyunda savaşın meşru görülmesi için gereklidir. Tarih boyu savaşın yazılı olmayan kuralları da bu çerçevede gelişmiş, savaşı nasıl yaptığına bağlı olarak devletlerin ‘medeniyet’ seviyesi anlaşılmış ve ona göre itibar görmüşlerdir. Örneğin, nükleer silaha sahip bir ülkenin bu silaha sahip olmayan bir ülkeye karşı bu gücü kullanması ‘medeni olmayan devlet’ olarak görülmesine neden olacağından, kurala bağlanarak ‘negatif güvenlik garantisi’ altında anılmaktadır. ‘Pozitif güvenlik garantisi’ ise nükleer silaha sahip bir devletin bu silaha sahip olmayan bir devletin nükleer silahla tehdit edilmesi veya saldırıya uğraması durumunda yardımına gelmesidir. NATO, üyelerine benzer bir pozitif güvenlik garantisi veriyor.” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Şebnem Udum nükleer silahın İsrail ve bölge üzerindeki etkisini ve bu silahın İsrail’e karşı kullanılmasının olası sonucunu da, “İsrail daha önce nükleer silahların saldırı silahı olarak kullanılmayacağını ‘Biz Orta Doğu’da nükleer silahı ortaya koyan ilk ülke olmayacağız’ diyerek ima etmişti. Bu silahı edinmesinin nedeni, topraklarının baskın saldırıya karşı verilecek ikinci vuruş yeteneği için yetersiz olmasıdır. İkinci vuruş yeteneğinin kısıtlı olması nedeniyle önleme stratejisi benimsemiştir. Bu nedenle de İran’ın elinde bulunan balistik füzeleri yaşamsal tehdit olarak görüyor. Nükleer başlık ile donanmış bu füzelerden birinin İsrail topraklarını hedef aldığı senaryo, ‘yok oluş’ anlamına geliyor” sözleriyle anlattı.

69a44ca1a77c1ee03e7b984c.jpg


İSRAİL VE TÜRKİYE ARASINDAKİ EN ÖNEMLİ FARK! SIĞINAK MI VATAN MÜCADELESİ Mİ?

Türk milletinin tarihine bakıldığında her savaşta ordunun yanında kadın erkek demeden savaşan ya da zafere giden yolda fayda sağlayan sivil halk görülür. Bu ‘her Türk asker doğar’ sözüyle de anlatılmış, savaş ya da bir vatan müdafaası söz konusu olduğunda Türk halkı bunun bilince olmuştu. Türklerin bu savaşçı ruhu dünya kültürlerinde de ayrı bir yer etmiş ve bu askeri başarılar pek çok yabancı komutan, devlet adamı ve bilginin de sözlerinde görülecek şekilde ün salmıştı. Çek bilgini Comenius, “Türkler kahramandırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir” sözüyle de bunu anlatmıştı. Donaldson’a göre de “Türk milleti iki bin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir." "Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun, Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler.” Son olarak Rus Komutan Çarnayev, “Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekâsı vardır. İşte Türk, bu zekâsıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa'nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı” demiştir. İşte Türklerin askeri beceri ve başarılarının dünyanın dört bir yanında övgü ve hayranlık uyandırdığı bu sözlerle de tarihe not düşülmüştü. İsrail ve Türkiye arasındaki en büyük farklardan biri de hâlâ bu noktada öne çıkıyor. Doç. Dr. Şebnem Udum sözlerini bu farkı açıklayarak şöyle noktaladı:

Alıntı Metni
 
Geri
Üst Alt