Savunma sanayii, tarihsel olarak bir milletin güvenliğini temin eden ve stratejik bağımsızlığını tahkim eden bir unsur olarak şekillenmiştir. Ancak bugün, bu sektör yalnızca güvenlik alanında değil, aynı zamanda toplumsal kalkınmanın, ekonomik direncin ve teknolojik ilerlemenin başat aktörü hâline gelmiştir. Bizler, Savunma Sanayii Başkanlığı olarak; güvenliğimiz kadar geleceğimizi de inşa ettiğimizin bilincindeyiz. Bu nedenle geliştirdiğimiz her kabiliyetin, yalnızca savunma sistemlerine değil, sivil hayata da katkı sağlamasını temel bir ilke olarak benimsiyoruz.
SAVUNMA EKOSİSTEMİNDEN SİVİL EKOSİSTEME: HİBRİT İNOVASYON VİZYONU
Günümüz teknoloji yönetimi literatüründe giderek daha fazla kabul gören "hibrit inovasyon modeli", kamu kaynaklı ileri teknolojilerin hem askerî hem de sivil alanlarda çok yönlü değerlendirilmesini esas alır. Bu model, üç fazlı bir geçiş sistemine dayanır: birinci fazda geliştirilen askerî teknoloji, ikinci fazda çift kullanımlı forma dönüşür, üçüncü fazda ise sivil sektörlere transfer edilir. Bu döngü, sadece teknolojik değil, sosyoekonomik dönüşümün de kaldıraçlarından biridir.
Savunma sanayiimizin ortaya koyduğu mühendislik çözümleri; ulaşımda hava trafik yönetiminden akıllı kavşak sistemlerine, eğitimde artırılmış gerçeklik uygulamalarından dijital simülasyon ortamlarına, çevre yönetiminde ise otonom atık toplama robotlarına kadar geniş bir yelpazede toplumsal fayda üretmektedir.
Savunma sanayiimizin sahip olduğu vizyon ve şirketlerimizin doğru yönlendirilmesi sayesinde; sağlık, çevre, ulaşım ve sosyal hizmetler gibi alanlarda geliştirilen pek çok çözüm, yalnızca teknolojik yeterlilik değil, aynı zamanda toplumsal umut vadeden örnekler olarak öne çıkmaktadır. Bu projeler, kamu ihtiyaçlarına dönük inovasyonun mümkünlüğünü somut olarak göstermektedir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile iş birliği içinde geliştirilen metro ve tren sinyalizasyon sistemleri, tren güç kontrol sistemleri ve havaalanı radarları; akıllı kavşaklar ve baz istasyonları altyapısıyla bütünleşik olarak, şehir içi ve şehirlerarası ulaşımı daha güvenli ve verimli hâle getirmektedir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı için ise RF teknolojileri kullanılarak geliştirilen beton kalite izleme sistemleri, şehirleşmenin çevresel etkilerini analiz etmekte ve yapı güvenliğini artırmaktadır.
Sağlık Bakanlığı için geliştirilen portatif solunum cihazları, defibrilatörler ve kalp-akciğer pompaları, hem olağan sağlık hizmetlerinde hem de afet ve kriz senaryolarında kritik rol üstlenmektedir.
Spor Bakanlığı iş birliğinde yürütülen yurt güvenlik ve erişim teknolojileri, gençlik merkezlerinde dijital güvenlik çözümleriyle bütünleştirilmiştir.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile yapılan çalışmalar kapsamında ise özel ihtiyaç gruplarına yönelik sensör tabanlı izleme ve uyarı sistemleri, sosyal hizmet altyapısına entegre edilmiştir.
Bu dönüşüm, "spin-off" (askerî alandan sivile teknoloji transferi) ve "spin-in" (sivil inovasyonların savunma sistemlerine entegrasyonu) süreçleriyle tanımlanmakta ve ekosistem temelli bir gelişim stratejisi olarak değerlendirilmektedir.
Askerî sistemler farklı coğrafyalarda, ağlarda ve zorlu çalışma koşullarında işlevlerini eksiksiz yerine getirmek üzere tasarlanır ve üretilirler. Bu nedenle üretim süreçlerinin temel unsurlarından biri, zorlayıcı çevresel koşul testlerinin gerçekleştirilmesidir.
Dayanıklılığı artırmak amacıyla geliştirilen bu sistemler; hem hacimli hem de ağır olmakta, bu da maliyetleri doğal olarak artırmaktadır. Ancak sivil uygulamalara adaptasyon sürecinde, bu sistemlerin daha az dayanıklı malzemelerle, seri üretime uygun teknolojilerle ve maliyet etkin basitleştirilmiş çözümlerle yeniden tasarlandığı görülmektedir. Bu dönüşüm, sadece teknolojik yayılımı değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirliği de mümkün kılmaktadır.
Ayrıca, savunma sanayiindeki sipariş sürekliliğinin zaman zaman belirsizlik göstermesi ve inovasyonun daha çevik yapılara ihtiyaç duyması gibi etkenler, ürün geliştirme süreçlerinin hem askeri hem de sivil ihtiyaçlara göre iki yönlü düşünülmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, savunma sanayii ürünlerini kolaylıkla sivil uygulamalara dönüştürebilen ülkeler ve şirketler önümüzdeki dönemin başarılı aktörleri olacaktır.
Radar teknolojileri, elektro-optik sistemler ve yapay zekâ tabanlı karar destek algoritmaları; bugün tıbbi görüntüleme cihazlarından afet yönetim sistemlerine, dijital belediyecilik çözümlerinden akıllı ulaşım altyapılarına kadar çok sayıda alanda kullanılabilir niteliktedir. Örneğin:
- Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sistemleri, sahra koşullarına uygun portatif röntgen ve tomografi cihazlarına dönüşerek, mobil sağlık hizmetlerinde değerlendirilmektedir.
- Komuta kontrol altyapıları, büyükşehir belediyelerinde trafik optimizasyon ve kriz yönetimi yazılımlarına entegre edilerek şehir hayatını kolaylaştırmaktadır.
- Güdüm ve yönlendirme teknolojileri, otonom tarım sistemlerinde hassas ekim ve ilaçlama modüllerine uyarlanmaktadır.
- İnsansız hava araçları, afet anlarında anlık görüntüleme ve koordinasyon için kullanılmakta; aynı zamanda yangın gözetimi ve tarımsal veri toplama amaçlı görevler icra etmektedir.
- Siber güvenlik çözümleri, e-devlet uygulamaları ve kritik altyapıların korunması amacıyla sivil sistemlere entegre edilmektedir.
- Radar sistemleri ve elektro-optik sensörler, yüksek çözünürlüklü sağlık taramaları yapan taşınabilir tıbbi cihazlara dönüşmektedir.
- İnsansız kara araçları, zorlu doğa koşullarında arama-kurtarma ve lojistik destek faaliyetlerinde kullanılmaktadır.
- Yeni nesil haberleşme sistemleri, afet sonrası iletişim altyapısının yeniden tesisinde kullanılmaktadır.
Bu örneklerin yanı sıra, mikrodalga fırınlar, sonar teknolojileri, konserve yemekler, radar sistemleri ve hatta sivrisinek ilaçları da ilk olarak savunma ihtiyacından doğan ve zamanla sivil kullanıma adapte edilen çözümler arasındadır. İnternetin bizzat kendisi, askeri iletişim ihtiyacından doğan bir icattır ve bugün medeniyetin temel altyapısı haline gelmiştir.
YAPAY ZEKÂ: ORTAK GELECEĞİN ANAHTARI
Yapay zekâ, hibrit inovasyon modelinin merkezî bileşenlerinden biridir. Sistematik öğrenme, veriye dayalı karar alma, otonomi ve kestirimci bakım gibi yetkinlikler, savunma-sanayii odaklı yapay zekâ çözümlerinin sivil sektörlere aktarımında temel işlev görmektedir. Bu bağlamda yapay zekâ, sadece teknolojik dönüşüm değil, aynı zamanda yönetim bilimleri, sağlık sistemleri, şehircilik ve eğitim politikaları gibi alanlarda da paradigma değişikliği yaratmaktadır.
Söz konusu dönüşümün etkinliği, sadece algoritmik performansla değil, aynı zamanda etik, hukuki ve sosyal uyum göstergeleriyle de ölçülmelidir. Bu nedenle Savunma Sanayii Başkanlığı olarak, yapay zekâ teknolojilerimizin etik kurallara uygun biçimde sivil hayatta kullanılmasını teşvik etmekteyiz.
EĞİTİM, ÜRETİM VE REFAH ÜÇGENİNDE YENİ BİR MODEL
İnovasyonun sürdürülebilirliği için yalnızca teknolojik üretim değil, bilgi üretimi ve yetkin insan kaynağı da esastır. Bu doğrultuda savunma sanayiimizde yer alan kalite güvencesi, sistem mühendisliği ve disiplinli üretim kültürü; sivil sektörlere model teşkil etmekte ve üretim kalitesini yukarı çekmektedir.
Milli Yetkinlik Hamlesi çalışmalarımız kapsamında; sektörel yetkinlik kazanımı için doğru politikalar belirleyerek, kurumsal ve bireysel yetkinlik kazanımı için etkin platformlar oluşturarak, yetkinlik transferi ve paylaşımı için etkileşim ağları kurarak savunma sanayimizin dönüşüm vizyonuna yön ve hız vermeye çalışıyoruz. Sektörün teknolojik, yenilikçilik ve endüstriyel mimarisinin inşasında merkeze yetkinlik odaklı dönüşümü alıyoruz. Bu stratejik yaklaşımımız, aynı zamanda yetenek havuzunu genişletmekle, sosyal hareketliliği, eşit fırsatlara erişimi ve nitelikli istihdamı da desteklemektedir.
EKONOMİK SİNERJİ VE KÜRESEL ETKİ
Çift kullanımlı teknolojilerin yaygınlaştırılması, sadece maliyet avantajı değil; sürdürülebilir büyüme, ihracat çeşitliliği ve uluslararası rekabette konum güçlendirme gibi stratejik getiriler sunmaktadır. Literatürde “misyon odaklı Ar-Ge” olarak tanımlanan bu yaklaşım, kamu yatırımlarının sadece güvenlik değil, çok paydaşlı kamu yararı üretmesini de hedeflemektedir.
Bu çerçevede; sağlık teknolojileri, afet yönetim sistemleri, şehir altyapıları ve yeşil enerji uygulamaları gibi alanlarda küresel çözüm ortağı olma yönünde güçlü bir irade ortaya koyuyoruz. Türkiye'nin mühendislik gücü ve Ar-Ge kapasitesiyle, sadece ürün değil; çözüm ihraç eden, teknolojiye yön veren ve vizyon ortaya koyan bir ülke olmasını hedefliyoruz.
Bu irade, aynı zamanda sektörel strateji belgeleriyle uyumlu olarak; farklı bakanlıkların önceliklerini destekleyen projelere dönüştürülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürütülen ELMAS Programı’nın yanı sıra, Sağlık, Çevre, Ulaştırma, Spor ve Aile Bakanlıkları ile hayata geçirilen teknolojik dönüşüm projeleri, millî teknolojinin kamu faydasına hizmet eden bir modele evrilmesini sağlamaktadır.
SONUÇ: GÜVENLİKTEN GELECEĞE
Unutulmamalıdır ki; savunma sanayii yalnızca ordulara değil, toplumlara da hizmet etmelidir. Bizler bu anlayışla; her mühendislik çözümüzün arkasına bir vizyon, her teknolojik adımımızın altına bir toplumsal anlam yerleştiriyoruz. Geleceğin Türkiye’si; savunmada olduğu kadar sivil alanda da kendi yetkinliklerine dayanarak yükselecektir.
Bu hedef doğrultusunda, bilimsel temele dayalı politika önerileri geliştirmeye, kamu-özel sektör iş birliklerini artırmaya ve teknoloji-toplum uyumunu stratejik bir eksende ilerletmeye devam edeceğiz. Çünkü biz inanıyoruz ki: Millî teknoloji, ancak toplumsal faydayla anlam kazanır.
Son olarak, "disruptive" yani yıkıcı yeniliklerin çıktısı olarak ortaya çıkan teknolojiler ki bunlar arasında yapay zekâ, kuantum hesaplama, yeni nesil haberleşme sistemleri ve otonom platformlar sayılabilir—bugün sınırları ortadan kaldıran bir etki yaratmaktadır. Bu gerçeklik, sadece sivil teknolojiler için değil, askeri üretim yapan firmalar için de radikal bir dönüşüm ihtiyacını doğurmaktadır.
Geleneksel üretim anlayışının ötesine geçemeyen, şartlara adapte olamayan savunma sanayii aktörleri, gelecek rekabette geride kalacaktır. Bu nedenle, askeri üretim yapan kurum ve şirketlerin; sivil yaklaşımları, pazar taleplerini, çevik tasarım ve üretim metotlarını, inovasyon stratejilerini ve insan kaynağı eğitim modellerini yeniden değerlendirmeleri bir zorunluluk haline gelmiştir.
Tüm bu faktörler, savunma sanayiinin sadece bir güvenlik aracı değil; sürekli evrilen, dinamik, çok boyutlu ve toplumsal dönüşüme öncülük eden bir yapıya kavuşmasını gerektirmektedir.
Savunma sanayiimizin "prototipten seri üretime" geçişinde klasik anlamda bir üretim hattından ziyade, sivil sektörde örneklerini gördüğümüz "kitlesel özelleştirme" modelinden ilham alıyoruz. İleri üretim disiplinlerine sahip sektörlerde olduğu gibi, kullanıcı odaklı, esnek ve yüksek kalite standartlarını merkeze alan bir yaklaşımı benimsiyoruz. Bu bağlamda; sadece bir ürünün gelişimi ile sınırlı kalmıyor, o ürünle birlikte gelişen üretim kültürünün de dönüşümünü de önemsiyoruz. Tüm bu çabalarımız, savunma teknolojilerimizin yalnızca daha güçlü olmasının yanı sıra, aynı zamanda daha erişilebilir, daha etkin ve daha sürdürülebilir hale gelmesini sağlamaktadır.
Bugün bizler, millî teknolojimizi sadece bugünün ihtiyaçlarının ötesinde; geleceğin dünyasına entegre olacak şekilde dönüştürüyoruz. Yapay zekâdan otonom sistemlere, sürdürülebilir üretimden dijital altyapılara uzanan geniş bir vizyonla, Türk mühendisliğini geleceğe hazırlıyoruz. Bu yaklaşım; yalnızca teknoloji üretmekten ziyade, aynı zamanda teknolojiye yön veren, insanlığın ortak geleceğine katkı sunan bir medeniyet misyonunu üstlenmektir. Ve bu misyonun mimarları olarak, hep birlikte daha güçlü bir Türkiye'yi inşa ediyoruz.
Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN
Savunma Sanayii Başkanı